Haberler & Bilgiler
İki Ortaklı Limited Şirketlerde Kilitlenmeye AYM Müdahalesi

17 Mart 2026 tarihli ve 33199 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 25.12.2025 tarihli ve 2025/128 E., 2025/273 K. sayılı kararıyla, iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılmasını fiilen zorlaştıran önemli bir yapısal sorun incelenmiştir. AYM’nin bu kararı, özellikle iki ortaklı limited şirketlerde ortaklar arasında yaşanan kilitlenme hallerinde, haklı sebebe dayalı çıkarma davasına erişimin önünü açması bakımından önem taşımaktadır.

AYM, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 616. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 621. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresini, iki ortaklı limited şirketler yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.

Karar, limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma kurumunu tümüyle değiştirmemekle birlikte iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebebe dayalı çıkarma davasının önündeki genel kurul kararı ve ağırlaştırılmış nisap engelini ortadan kaldırmaktadır.

A. Kararın Arka Planı

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma, TTK’da iki ana ihtimal üzerinden düzenlenmektedir. İlk ihtimal, şirket sözleşmesinde çıkarma sebeplerine yer verilmiş olmasıdır. Bu halde, sözleşmede öngörülen sebebin gerçekleşmesi üzerine genel kurul kararıyla ilgili ortağın şirketten çıkarılması mümkündür. İkinci ihtimal ise haklı sebebe dayalı çıkarma davasıdır. TTK m. 640/3 uyarınca, şirket haklı sebeplerin varlığı halinde bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurabilir. Ancak bu yola gidilebilmesi için, TTK m. 616/1-h uyarınca genel kurulun bu konuda karar alması gerekmekte ve TTK m. 621/1-h ise bu kararın alınmasını ağırlaştırılmış nisaba bağlamaktaydı. İlgili düzenlemelere göre, haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun olumlu oyu aranmaktaydı.

Bu yapı, çok ortaklı şirketlerde ortaklıktan çıkarma gibi ağır sonuç doğuran bir işlemin belirli güvencelere bağlanması bakımından anlaşılabilir bir zemine sahip olmakla birlikte iki ortaklı limited şirketlerde çoğu durumda çıkarma mekanizmasının hiç işletilememesine neden olmaktaydı. İki ortaklı limited şirketlerde ortaklardan birinin diğer ortağın şirketten çıkarılması için genel kurul kararı aldırması, özellikle taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu hallerde pratikte mümkün olmayabilmekteydi. Çıkarılması istenen ortağın bu yöndeki karara olumlu oy vermesi beklenemeyeceğinden, gerekli karar nisabı sağlanamamakta ve şirket adına dava açılmasının böylelikle önü kapanmaktadır. Başka bir ifadeyle sorun, mahkemenin haklı sebebin bulunup bulunmadığını değerlendirmesinden önceki aşamada ortaya çıkmaktadır. Genel kurul kararı alınamadığı için dava yolu kullanılamamakta, böylece şirket içi uyuşmazlık yargısal denetime taşınamamaktadır.

Bu sonuç, özellikle ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği, şirket faaliyetlerinin aksadığı, yönetim ve karar alma süreçlerinin tıkandığı veya bir ortağın şirketin işleyişini sistematik biçimde engellediği durumlarda şirketin devamlılığı bakımından ciddi risk yaratmaktadır.

B. Karar

Karar’a konu olayda, iki ortaklı bir limited şirkette ortaklardan biri, diğer ortağın şirketten çıkarılması talebiyle dava açmış olup davaya bakan Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, TTK’daki mevcut düzenlemeler uyarınca bu davanın şirket tarafından açılabilmesi için genel kurul kararı gerektiğini, ancak iki ortaklı şirket yapısı nedeniyle bu kararın alınmasının fiilen mümkün olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme, bu nedenle TTK m. 616/1-h ve m. 621/1-h hükümlerinin iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple çıkarma davası açılmasını uygulanamaz hale getirdiği kanaatine varmış ve itiraz yoluyla AYM’ye başvurmuştur. Başvurunun merkezinde, haklı sebeplerin mevcut olduğu iddia edilmesine rağmen, yalnızca genel kurul kararı alınamadığı için mahkemeye başvurulamaması sorunu yer almaktadır. Bu yönüyle mesele, yalnızca şirketler hukuku bakımından bir nisap tartışması değil; aynı zamanda mahkemeye erişim, etkili başvuru ve teşebbüs özgürlüğü ekseninde anayasal bir sorun olarak ele alınmıştır.

AYM, incelemesini esas olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı ve 48. maddesinde güvence altına alınan çalışma ve sözleşme hürriyeti, diğer bir ifadeyle teşebbüs özgürlüğü çerçevesinde yapmıştır. AYM’ye göre teşebbüs özgürlüğü, yalnızca kişilerin ekonomik faaliyette bulunabilmesini değil, bu faaliyetin makul ve işler bir hukuki zemin üzerinde sürdürülebilmesini de kapsar. Bu nedenle devletin görevi, sadece teşebbüs özgürlüğüne müdahale etmemekle sınırlı değildir. Devletin, özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkan ve ticari faaliyetin devamını etkileyen uyuşmazlıklar bakımından etkili hukuki yolların işletilebilmesini sağlama yönünde pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.

Bu çerçevede AYM, haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun şirketin varlığını korumaya hizmet ettiğini belirterek zira bu mekanizmanın, şirketin feshi gibi daha ağır bir sonuca gidilmeden, ortaklık ilişkisini sürdürülemez hale getiren ortağın şirketten ayrılmasını sağlayabilecek daha hedefli bir çözüm yolu sunması gerektiğinin altını çizmiştir. Ancak iki ortaklı limited şirketlerde, mahkemeye başvurunun genel kurul kararına bağlanması, bu çözüm yolunun kullanılmasını çoğu durumda imkansızlaştırmaktadır. AYM’ye göre, çıkarılması istenen ortağın süreci bloke edebildiği bir yapıda, haklı sebebin varlığı iddiasının mahkeme önüne taşınamaması, etkili başvuru hakkı bakımından kabul edilebilir değildir. Bu nedenle AYM, söz konusu kuralların iki ortaklı limited şirketler bakımından teşebbüs özgürlüğü ve etkili başvuru hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır.

AYM kararında dikkat çeken noktalardan bir diğeri, TTK m. 636/3 uyarınca açılabilecek haklı sebeple fesih davasının bu sorunu gidermeye yeterli görülmemesidir. Anılan hüküm uyarınca, haklı sebeplerin varlığı halinde ortaklardan biri şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesi ve davacı ortağın şirketten çıkarılması yönünde takdir hakkını kullanabilmektedir. Bununla birlikte AYM, bu yolu iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple çıkarma mekanizmasının yerine geçebilecek kesin ve öngörülebilir bir çözüm olarak değerlendirmemiştir. Çünkü fesih davasında mahkemenin şirketin sona ermesine karar verme ihtimali devam etmektedir. Dolayısıyla fesih davası, haklı sebeple çıkarma davasının işletilemediği durumlarda teorik bir alternatif oluştursa da, AYM tarafından şirketin devamlılığını güvence altına alan doğrudan ve etkili bir yol olarak kabul edilmemiştir.

AYM’nin iptal kararı sınırlı nitelikte olup karar, TTK m. 616/1-h ve m. 621/1-h hükümlerini tüm limited şirketler bakımından ortadan kaldırmamaktadır. İptal, yalnızca iki ortaklı limited şirketler yönünden sonuç doğurmaktadır. Bu kapsamda, çok ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılması için genel kurul kararı alınması ve bu kararın TTK’da öngörülen nisapla kabul edilmesi gerekliliği devam etmektedir.

C. Karardaki Karşı Oy Gerekçeleri

Karar oyçokluğuyla verilmiş olup karşı oy kullanan üyeler, karşı oy gerekçelerinde, limited şirket ortaklarının bu şirket türüne dahil olurken şirketin kanuni yapısını, karar alma düzenini ve ortaklıktan çıkarma konusundaki sınırlamaları bilerek hareket ettikleri vurgulanmıştır. Bu görüşe göre, ortaklıktan çıkarma gibi ağır sonuç doğuran bir kurumun genel kurul kararına bağlanması, şirket içi menfaat dengesini ve özellikle çıkarılması istenen ortağın korunmasını amaçlayan meşru bir düzenlemedir. Karşı oyda ayrıca, hukuk sisteminin iki ortaklı limited şirketlerde yaşanabilecek uyuşmazlıkları tamamen çözümsüz bırakmadığı; şirket sözleşmesine konulabilecek hükümler, ortaklıktan çıkma, haklı sebeple fesih davası ve taraflar arasında öngörülebilecek alım-satım mekanizmaları gibi farklı yolların mevcut olduğu belirtilmiştir. Karşı oy görüşüne sahip üyelerinin yaklaşımı, meselenin anayasal bir ihlalden ziyade kanun koyucunun şirketler hukuku alanındaki düzenleme tercihleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.

D. Sonuç

AYM’nin 25.12.2025 tarihli kararı, iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davasının önündeki önemli bir usuli engeli ortadan kaldırmaktadır. Karar ile, TTK m. 616/1-h ve m. 621/1-h hükümlerinde yer alan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresi, iki ortaklı limited şirketler bakımından iptal edilmiş olup AYM’nin yaklaşımına göre, iki ortaklı limited şirketlerde genel kurul kararı ve ağırlaştırılmış nisap şartının uygulanması, haklı sebep iddiasının mahkemeye taşınmasını fiilen engellemekte; bu da etkili başvuru hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bakımından anayasal sorun yaratmaktadır. İşbu iptal hükmü Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren sonuç doğuracaktır.  Bununla birlikte, Karar sonrası dönemde uygulamanın hangi yönde gelişeceği, özellikle dava açma yetkisi, şirketin temsili ve mahkemelerin usuli değerlendirmeleri bakımından verilecek kararlarla netleşecektir. Bu nedenle, iki ortaklı limited şirketlerde mevcut veya muhtemel ortaklık uyuşmazlıklarının yalnızca AYM kararı çerçevesinde değil, aynı zamanda şirket sözleşmesi ve ortaklar sözleşmesindeki mekanizmalarla birlikte ele alınması yerinde olacaktır.

@Çağla BARUT

Bizimle temasa geçin